Amsterdam, Avrupa

2 Gün 1 Şehir: Amsterdam

d3e901b3-6762-4d5c-848b-2c74dd6a7e7a522253821.jpgNisan ayından Amsterdam’ı seçtik, ama bir sorun niye seçtik? Çünkü biz rakı sofrasında seyahat planlayanlardanız! O kafayla laleler desen kim derim ama Amsterdam’a bilet uygunmuş deyip almaktan da geri kalmam. İşte böyle başladı Amsterdam hazırlıkları.

Cuma akşamı gidiş, Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece dönüş bileti alınca dolu dolu iki gün kaldı elimizde. Peki Amsterdam gibi bir şehir iki günde gezilir mi? Doyulmaz evet, ama gezilir. Hem de az buz değil epey gezilebilir.

Amsterdam’da konaklamanın pahalı olduğuyla başlamalı söze. Eğer vaktiniz kısaysa bizim gibi merkeze (Oude Zijde ve Nieuwe Zijde) daha yakın bölgelerde (Museum Quarter, De Pijp gibi ) konaklamayı tercih edebilir ve birçok Avrupa şehrinde olduğundan daha pahalıya kalabilirsiniz. (Biz Amstel Riverview’da kaldık, fena değildi). Ama vaktiniz bol ise şehir merkezine uzaklık gözünüzü korkutmasın, çünkü Amsterdam’da metro ve tramvaylar çok sık çalışıyorlar.

Şehir Merkezi’ne Ulaşım

Havaalanından Central Station’a 7/24 çalışan NC Dutch Railways ile 20 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Gidişte Platform 2’den (Platform 1’den de kalkıyor) dönüşte de 14 B’den (14A’dan da kalkıyor) bindik. Ücreti 5.30 Euro idi, tek seferlik bilet için. Eğer OV-chipkaart’ınız varsa bakiye de yükleyebilirsiniz, biz karta sahip olan bir arkadaştan ödünç aldık. Tabi bu kartları inişlerde basmayı unutmayın! Başka bir alternatif de I amsterdam City Card, ki bolca müze gezeceğiz diyorsanız avantajlı da olabilir. 24, 48 ve 72 saatlik satılıyor, ulaşım ücretsiz oluyor. İlk kez toplu taşımaya bindikten sonra toplu taşıma için kullanım süreniz başlamış oluyor, ama mesela ertesi sabah ilk müzenize girdiyseniz müzeler için kullanım süreniz başlamış oluyor-muş. Biz kartı tercih etmedik çünkü müze biletlerimizi internetten aldık, kanal turumuzu da Booking.com’dan gelen QR kod ile indirimli satın aldık. (Buarada Booking.com’un QR kod ile konaklayacağınız şehirde yapılacak bazı etkinlikler için indirim ve geçiş önceliği tanıma özelliğini çok sevdim!)

Biz Amsterdam’dayken hava 21 dereceydi, haliyle mümkün mertebe yürüdük. Zamandan kazanmak için müze ziyaretleri sırasında tramvay kullandık. Bisikletin de güzel bir ulaşım yolu olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Gelelim Amsterdam’ı iki günde nasıl gezdik?

1.GÜN

img_52951016005841.jpg

Bloomenmarkt: Dünyanın tek yüzen çiçek pazarı. Lale ve nergis başta olmak üzere çeşit çeşit çiçek, çiçek tohumu ve soğanı bulabileceğiniz pazar, Munttoren’ın dibinde. Ayrıca Hollanda’yı hatırlatacak bir sürü hediyelik eşya da bulabilirsiniz buradan.

Munttoren: Mint Tower yani Darphane Kulesi. Amsterdam’ın orta çağ duvarlarının bir parçası olarak inşa edilmiş. Kulenin alt bölümü orijinalmiş, barok stilindeki üst bölüm ise 1618 yılında çıkan yangından sonra eklenmiş.

Begijnhof: Ortaçağ’da, dul ve bekar kadınlar için yarı-manastır niteliğinde bir kurum olarak tahsil edilen bu yer, bekaret yemini etmiş kadınların yaşadığı evlerden oluşmakta. Son Beguin rahibe Antonia’nın 1971’deki vefatına kadar işlevini sürdüren manastır bölgesi 17. ve 18. yy’da cephesi yenilenen üçgen çatılı ikonik Amsterdam evleri nedeniyle görülmeye değer. 30 numaralı evin cephesinin arkasına saklanmış olan 17. yy yapımı küçük Katolik Şapeli ve 34 numaralı 15 yy’dan kalma eski ahşap ev atlanmamalı.

Amsterdam Museum: Begijnhof’tan Kalverstraat’a uzanan bir geçit olan ücretsiz girişli Civic Guard Gallery’yi gezdik sadece. Burada, Rijksmuseum’da sergilenen Rembrandt’ın dünyaca ünlü eseri Geçe Bekçileri’ne konu olan şehrin yasa ve düzen koruyucularının grup portrelerini görebilirsiniz. Ama muhtemelen aklınızda kalacak olan dev ahşap heykeldir. Galerinin çıkış kapısı (Kalverstraat tarafı) arkanızı dönüp gitmek istemeyeceğiniz, durup fotoğraf çekilmek isteyeceğiniz bir yer.

Royal Palace, The New Church & Dam Square: Dam Meydanı’na bakan Royal Palace ve artık bir müze olan The New Church içine girmeyip dıştan bakmakla yetindiğimiz yerler oldu. Zaman kısıtlı olunca her detayda takılmak mümkün olmuyor ne yazık ki.

Westerkerk & Anne Frank Evi: Rembrandt’ın yoksullar mezarlığındaki isimsiz bir mezarda gömülü olduğu Westerkerk, yaz aylarında çan kulesine de çıkabileceğiniz güzel bir mimari eser. Bu kiliseyi Anne Frank’in günlüklerinden bilenler de olabilir. Zaten evin çok yakınında. Anne Frank Evi de zaman kısıtından kaynaklı bu seferlik es geçtiğim yerlerden oldu. Ama Jordaan Bölgesi kanalları görülmeye değer, bu bölgeye uğramakta fayda var.

Beurs van Berlage: Artık konser salonu olarak kullanılan eski borsa binası. Central Station’ın ve Dam Square’ın arasında kalıyor. Bulunduğu caddenin (Damrak) dörtte birini kaplayan, kırmızı tuğladan yapılan büyük binayı fark etmememiz mümkün değil.

The Qude Church & Belltower: Amsterdam’ın en eski kilisesi The Qude Church, günümüzde müze olarak kullanılıyor. Mezarlık üzerine inşa edilen kilisenin tabanına baktığınızda sayısız mezar taşıyla karşılaşacaksınız. Kilisenin yan tarafında, 5 Euro karşılığından tırmanabileceğiniz Belltower şehri yukarıdan izlemeyi sevenleri bekliyor. 17.00’ye kadar açık.

The Basilica of St. Nicholas: 125 yıl önce inşa edilmiş olan bazilika Central Station’dan çıktığınızda sizi karşılıyor. Canal Cruise için bilet almaya çıkınca uğramadan duramadık. İçi de dışı kadar etkileyiciydi. Yakınında da ,belki ihtiyacınız olabilir, drop & go isimli bagaj bırakma yeri var. 24 saatlik ücreti 7 Euro ve gece 10’a kadar açık.

Heineken Experience: Ve olmazsa olmaz bir deneyim! Bira seviyorsanız, hem eğlenmek hem de bira yapımı süreçlerini öğrenmek istiyorsanız burası sizin adresiniz. İnternetten alınan biletler 18 Euro, kapıdan ise 21 Euro. İnternetten alırsanız sıra bekleme derdiniz de olmaz. Bira sevdalıları denesinler derim. Pazar günleri kapalı.

Canal Cruise: Çeşit çeşit kanal turundan hangisini seçsek diyor olabilirsiniz. İlk defa Amsterdam’a gelenler için 100 Highlights Cruise’u önerebilirim. Eğer otelinizi Booking.com’dan ayarladıysanız %50 indirimli de . 1 saat süren kanal turunda Türkçe Sesli Rehber seçeneği de vardı. Daha ne olsun! Buarada Central Station’ın az ilerisinden başlıyor turların çoğu.

2.GÜN

Van Gogh Museum: Vincent’ı sevenleri böyle alalım. Eğer sanatçının seveniyseniz, en az iki saatinizi alacak bir müze var karşınızda. Bileti internetten almak yine akıllıca bir seçim olacaktır (18.00’e kadar açık ve giriş ücreti 18 Euro). Gelmeden Loving Vincent filmini de izlerseniz, müze tadından yenmez benden söylemesi. Müzenin karşısında bir de jenever deneyimi yaşayabileceğiniz, üzerinde House of Bols, the Cocktail & Genever Experience yazılı bina yer alıyor. Yine bu müzenin arkasında Stedelikj Museum var, çağdaş sanat meraklılarına duyurulur.

Museumplein & Rijksmuseum: Herkesin önünde hatıra fotoğrafı çektirdiği I am amsterdam yazısı işte tam da bu meydanda, Rijksmuseum’un hemen önünde sevgili turistler. Hava güzelse Van Gogh gezisi sonrası yorgunluğunu atmak için buradaki çimlerden güzeli olamaz. Meydanın sonunda dünyanın en iyi orkestra şefleri ve orkestralarını ağırlayan konser salonu Concertgebouw yer alıyor. Rembrandt’ın Geçe Bekçileri (The Night Watch) ve İnci Küpeli Kız ile tanıdığımız Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in Sütçü Kız (The Milkmaid) tablolarının da olduğu 2. Katı muhakkak gezmelisiniz. Rijksmuseum her gün 17.00’ye kadar açık ve giriş ücreti 17.5 Euro.

Voldelpark: Havanın 21 derece olduğundan bahsetmiştim. Eee Voldelpark’a uğramamak olmazdı. Amsterdam’da temiz havaya hasret kalmanız pek mümkün değil ama bu park en bilinenlerinden, bir yürüyüş yapmadan geçmeyin.

Sexmuseum & Erotic Museum & Red Light District: Amsterdam’a gidip seks ve erotizm ile ilgili müze gezmeden dönecek değildik! Ancak ben Prag’daki Seks Müzesi’nin üzerine tanımam. Amsterdam canlı seks yapılmasını (evet video değil canlı) tiyatro adı altında 30 Euro’ya izleyebildiğiniz bir şehir. Bu müzeler de seksi turistik bir öğe haline getirmiş bu şehrin şekerlemeleri gibi. Seks turistik öğe olur mu demeyin, Red Light District için fiyatları 15-25 Euro arasında değişen özel rehberli turlar düzenleniyor. Burada ayıp yok ve ben bunu sevdim. Tabi arkasında dramatik bir sürü hikaye de vardır, o başka… Red Light District’e de akşam 9’dan sonra gidin, 10’dan önce de ayrılın. Yeter de artar dokusunu görmek, anlamak için. Bu saatlerde giderseniz bir tura salça bile olabilirsiniz!

Ne Yedik Ne İçtik?

Bakers & Roasters: Kahvaltının böyle servis edildiğini ilk kez görüyorum! Açık büfe her şey dahil otellerde 5 çocuklu ailelerin yaptığı aç gözlü kahvaltı tabakları gibi geldi. Farklı kahvaltı meraklıları gidip görebilir tabi. Adınızı yazdırıyorsunuz, sıranız gelince size mesaj atıp 5 dakika içinde gelmenizi rica ederiz diyorlar. Öyle enteresan bir yer.

Cannibale Royale: Hayatımda yediğim en iyi hamburgerlerden birisini burada yemiş olabilirim. 180 gram istedim ve tek bir kırıntısını ziyan etmedim. Hamburger dışında da menüsü zengin ama hamburgerini yemeniz daha mantıklı.

De Bakkerswinkel: İkinci sabahın kahvaltıcısı da burasıydı. Dutch Breakfast denenmiştir ve reçel severleri ananas reçeli tatmin edecektir.

Proeflokaal De Drie Fleschjes: Jenever tatmak için The New Church arkasında kalan bu minik yeri tercih ettik biz. Barmen ile sohbet edip jeneverlerin yapımını dinledikten sonra tatmak istiyorsanız burasını tercih edebilirsiniz. Biz bir baharatlı (Boswandeling) bir tatlı (Walsje Voor Debby) bir de klasik jenever denedik. Alkol oranı %40 civari olduğundan kafa olmadan kaçtık. Tanesi 3.70 Euro idi.

Buarada jenever, 1595’te genova adıyla şifa amacıyla satılmaya başlanmış bir içecekmiş. Proeflokalen tadım salonu demek oluyor ve 17. yy’da bu şifa amaçlı içkiler popülerleşince ortaya çıkmışlar. Ne kadar yaşlıysa içimi o kadar kolay olan bu içeceği denemeden dönmemek lazım. Proost! (Hollandalıların şerefe demesi bu şekilde)

Winkel 43: Amsterdam’daki en ünlü apple pie (elmalı turta) buradaymış! Ününü bilmem de mekan kanalın kenarında minnoş bir mekandı, elmalı turtası da şahaneydi. Mekan Jordaan bölgesinde, Anne Frank Evi’ne yakın.

Ben bu yazıda bir şeylerden bahsetmedim malum. O merak ettiğiniz Coffeeshoplar var ya, Qude Church’un olduğu kanalın kıyısı onlarla dolu. The Bulldog diyorum, korkmayın diyorum.

Amsterdam’a tekrar gidebilmek için bir sürü bahanem var. Bu sefer gezemediğim müzeler bile yeterli bir bahane benim için, fazlasına ihtiyacım yok. Hafta sonu kaçamaklarını kovalamaya devam…

“2 Gün 1 Şehir: Amsterdam” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s